HABERLER
Eğitim - Proje - AR-GE

'Kanun uygulamaları ile farkındalığın artmasında büyük mesafe kaydettik'

   
       
 

RÖPORTAJ: ERDOĞAN ÖZEN
ANKESOB EĞİTİM, PROJE VE AR-GE MÜDÜRÜ


Kasım Özer, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü. Özer, "İşyerinde meydana gelen herhangi bir ölümlü kazanın ardından, çalışanın ailesinin çektiği acının yanı sıra oradaki kötü etkiyi, psikolojik tesiri düşünün. Yetiştirdiği elemanı kaybettiğinden dolayı firmanın zararı var, iş günü kaybı var. Ama en büyük kayıp; itibar kaybı." diyor.


İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Sayın Kasım Özer ile görüştük. Genel Müdür Sayın Özer, esnaf ve sanatkarlarımızı çok yakından ilgilendiren ve sorumlu kılan iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili çok samimi açıklamalarda bulundu. Sayın Özer ile makamında gerçekleştirdiğimiz  röportajı aşağıda sizlerle paylaşıyoruz...


Erdoğan ÖZEN: Sayın Genel Müdürüm; sorularıma geçmeden önce, yoğun bir çalışma programınıza rağmen, bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum. Bilindiği gibi, ülkemizin, iş kazalarının yoğun olarak yaşandığı ülkeler arasında Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sırada olduğunu konu ile ilgili hazırlanan raporlardan okuyoruz. Hatta bu durumu dakikalara vurduğumuzda ülkemizde yaklaşık 5-6 dakikada bir iş kazası olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum gerçekten hiç iç açıcı değil. Ülkemiz işverenleri ile çalışanları olarak bunu hak etmiyoruz.


Haziran 2012 tarihinde yürürlüğe giren, 01.01.2013 tarihinden itibaren uygulamalarına başlanan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ile iş kazası ve meslek hastalıklarının önlenmesi için işveren tarafından alınması gerekli tedbirler ile çalışanların yükümlülükleri kanun metninde ve kanuna bağlı olarak çıkartılan mevzuatta belirtilmiştir. Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten bugüne kadar yapılan çalışmaları özetleyebilir misiniz? Yaklaşık olarak 3 yıllık uygulama sonucunda iş kazaları oranlarında, geçmiş yıllara göre rakamlar itibari ile bir azalış yaşandı mı? Son olarak da kanuna bağlı olarak çıkartılması gereken, yönetmelik ve tebliğler tamamlandı mı?


Kasım ÖZER: Kanun, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, yapılan uygulamalar ile farkındalık yarattı.  6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu  müstakil bir kanun olarak yayınlandıktan sonra hiçbir etki olmasa bile başlı başına bir kanun olması dikkat çekti. Çünkü kanun ağırlığı olan bir düzenleme. Kanun, alt düzenlemelerin anası olması sebebiyle de birden fazla sahaya el atabilen, etki edebilen bir mevzuat, bir düzenleme sisteminin omurgasıdır. Mesela bu kanuna dayalı 36 yönetmelik çıkardık. 10'a yakın tebliğ yayınlandı. Ayrıca, kanunun müstakil olması, insanların iş sağlığı ve güvenliği duygu ve düşüncesinin gelişmesinde psikolojik etki yarattı.


'İş kazalarında itibar kaybı yaşanıyor'
Bunun yanı sıra biz aynı zamanda diyoruz ki; bakın bir iş kazasının görünen maliyetlerinin dışında o kadar görünmez maliyetler var ki, bunlar akıla gelmiyor.  Küçük esnafın bulunduğu bir sanayi sitesinde, veya bir sokakta bir işyerinde meydana gelen ölümlü kazada çalışanın ailesinin çektiği acının yanı sıra orada yaptığı kötü etkiyi,  psikolojik tesiri düşünün. Yetiştirdiği elemanı kaybettiğinden dolayı firmasının zararı var, iş günü kaybı var. Ama en büyük kayıp; itibar kaybı. Yaşanan iş kazası müşterilere ve camiaya kulaktan kulağa yayılarak memnuniyetsizlik ortaya çıkıyor. İşveren zaman geliyor işçi bulamıyor, zaman geliyor mal satamıyor. İş kazalarından dolayı ismini değiştirmek zorunda kalan şirketleri, firmaları biliyoruz.


'Bana birşey olmaz' anlayışını terk etmeliyiz
İş kazalarına karşı biraz hassasiyetimiz var, ama meslek hastalığına karşı uzun zaman sonra ortaya çıktığı için hiç oralı değiliz. Ama bizim yaptığımız ve yapacağımız çalışmalar, projeler, sosyal taraflarla yaptığımız ortak faaliyetler, dünya kongresi ve konferanslar farkındalığı ortaya çıkarmaya başladı. Artık insanlar iş sağlığı ve güvenliği deyince o neymiş diye sormuyor, hakikaten çok önemli diyor. İş güvenliğinde iyi örnekler çoğaldıkça, kötü örnekler artık çirkin görünmeye başlıyor. Farkındalığın artırılmasında epeyi bir mesafe kat ettik. Ama uygulamamız hala zayıf. 'Bana bir şey olmaz' anlayışının, bunun gibi yanlış alışkanlıkların değiştirilmesi gerekir. Eğitim işte burada devreye giriyor. Eğitim, davranış değişikliği yapmıyorsa ya biz eğitim vermiyoruz demektir, ya da karşı taraf alıcısını kapatmış, almıyor demektir.


Bana soruyorlar, “İş güvenliği sizce nedir?” diye. İş güvenliği, sabahleyin evinden Bismillah deyip çıkan bir insan, akşama sapa sağlam evine gelebiliyorsa işte orada iş sağlığı güvenliği sağlanmış demektir. Kısaca iş güvenliği bu. Diğer türlü eli çizilse dahi iş güvenliği yoktur, orada bir eksiklik vardır.


Bizim Türkiye genelinde sahadaki arkadaşlarımızdan da aldığımız geri dönüşler neticesinde İş Sağlığı Kanununun etkisi görülüyor. Ama iyileşme var mı derseniz henüz çok erken. Şu an kanunun uygulamasını tam manada yapmadık. Düşünün bir kültürün bile yerleşmesi bir nesil boyu süre ister. Fakat biz bunu 3- 5 yıllık süre içinde yapmaya çalışıyoruz, onun için faaliyetlerimizi hızlandırıyoruz ve çoğaltıyoruz. Devlet olarak onlarca projeye milyonlarca para harcıyoruz. Tek bir hedefimiz var; farkındalığı ortaya çıkarıp, iş güvenliği kültürünü geliştirerek kazaları önlemek. Bu konularda projeler hazırlayıp, rehberler çıkarıyoruz.


Ceza vermek çok etkili olmuyor ve birinci unsur değil, ama insanları ikna etmek yapılanların kendileri için olduğunu anlatmak daha kolay bir yol sağlıyor. Ceza amaç olmamalı mı? Ceza olmalı ama dediğim gibi ikinci kademede cezaya geçilmeli. Tabii ki işyerlerinde gerekli tedbirleri alanlarla, almayanları ayırt etmek zorundayız.


Erdoğan ÖZEN: Sayın Genel Müdürüm, biliyorsunuz esnaf ve sanatkârlarımız, kısıtlı sermayeleri ile emeğe dayalı çalışan, genelde 10’dan az çalışanı olan, çoğunlukla kendisi veya en fazla 1,2 çalışanı olan işyerlerine sahip. 6331 Sayılı Kanun uygulamalarında esnaf ve sanatkârlarımıza ait işyerlerinin çalışma ortamları göz önüne alınarak, ne tür uygulamalar yürütülüyor?
'Mali destek veriliyor '


Kasım ÖZER: 10'dan az çalışan tehlikeli ve az tehlikeli işverenlerimize Devlet olarak mali destek veriyoruz. İşverene diyoruz ki; senin iş güvenliği uzmanı ile yaptığın sözleşmeyi görelim. Biz bunun iş hastalığı meslek priminin yüzde 1.6’sını senden almayacağım. Mesela şimdi kişi başına yirmi lira ise biz on dört lirasını her ay sana geri vereceğiz.


Tehlike sınıflarının tespitinde ise bazı kriterler var. Bu kriterler bir; tahlil ederek konuldu, iki;  bütün sosyal kurumlar tarafından bir liste toplandı ve bu liste üzerinden taraflarca tartışılarak kabul edildi. Gene bir itiraz var ise bu itirazlar esnafın bağlı bulunduğu birliklere iletilirse biz de her ocak ayında bunu gene değerlendiririz. Eğer ki net bir karar çıkmaz ise geliniz bu iş yerlerini tespit edelim, bir heyet oluşturalım ve ölçüm yapalım. Bu ölçümlere dayanarak bu iş yerinin tehlike sınıfını oluşturalım. Ama bugüne kadar böyle bir talep olmadı, ne meslek gruplarımızdan, ne de  ilgili kuruluşlarımızdan böyle bir şeyle gelinmedi. Komisyon ne karar veriyor ise o denildi ve komisyonun kararına göre tehlike sınıfının aşağı inip ya da yukarı çıkmasına karar veriliyor. Bazıları da birden fazla mesleği kapsayan faaliyetler oluyor, bunlar Türkiye İstatistik Kurumu tarafından uygun ise ayrıştırılıyor, isimleri farklı farklı olunca tehlike sınıfları yeniden değerlendiriliyor.


Erdoğan ÖZEN: İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin, İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliği doğrultusunda, işyeri tehlike sınıfına yapılan itirazların değerlendirme prosedürü imzalanmıştır. Bu prosedür gereğince, ilgili komisyonun ocak ayı içerisinde toplanması öngörülmüştür. Komisyon çalışmaları gereğince tehlike sınıfları değişen meslek dalları oldu mu?


Kasım ÖZER: Eğer o sektörde kullanılan hammadde veya katkı maddeleri veya üretim usul ve esasları tamamen değişmiş ve tehlikesiz bir hale geldiğini belgeler ise, komisyonda o tehlike sınıfının düşmesine dair bir kanaat oluşuyor. Mesela bir sektör üretimde x maddesi kullanıyor idi. Sonra insan sağlığına zararlı olduğu için bu madde yasaklandı. Bunun yerine y maddesini kullanıyor ve bunun belgesini getiriyor. Sağlığa zararlı olmayan y maddesi sonucu tehlike sınıfı değişebiliyor. Biz tedbir alınmasına göre değil, tehlikenin varlığına göre sınıfı belirliyoruz. Bizim asıl kriterlerimiz dediğim gibi burada tehlikeli bir ortam var mı? Yok mu? Elbise Kuru Temizlemeciler için mesela tehlike var mı? Var, çünkü kimyevi madde kullanıyor. Dediğim gibi üretim, hammadde veya katkı maddelerini tamamen tehlikesiz hale getirmiş ise komisyon o zaman tehlike sınıfını indirebiliyor.


Erdoğan ÖZEN: Sayın Genel Müdürüm, özellikle 10 ve altında çalışanı olan işyerleri için bazı istisnalar getirebilir miyiz? Berber ve Kuaför odalarımıza kayıtlı berber ve kuaförlerimiz, tehlike sınıfı olarak, tehlikeli işyerleri olarak sınıflandırılmalarına itiraz etmektedirler. Camcılar çok tehlikeli sınıfta yer almaktadır. Bu konudaki görüşlerinizi alabilir miyiz?


Kasım ÖZER; Bu 10 kişiden az çalışanlar için de  yılda bir defa işyeri hekimi görecek bu yetiyor.  O, çok para istenen bir durum değil yani, sayı çoğaldıkça elbette çoğalıyor da, 10'dan az olan için yılda bir saat, dolayısıyla orada çok abartacak bir maliyet yok.  Çünkü alınan bu hizmetlerin maliyeti düşürüldü. Mesela camcılar, cam takmaya gidiyor ise bu çok tehlikeli ama TÜİK, NACE kodunu yenileyebiliyor ise ayrılıyor, fakat tam tersi olur ise öyle kalıyor. Berber ve kuaförler mesela tehlike sınıfında şimdi, kimse bunların az tehlike sınıfında bir okul gibi, bir avukatlık ofisi gibi diyemiyor. Çünkü insan cildine temas ediyorlar, nefes yolu ile kanla bulaşan hastalıklara maruz kalıyorlar ve kullandıkları kimyevi maddeler var. Bunları bir bütün halinde söylediğimizde esnafımız haklısınız diyorlar.


Erdoğan ÖZEN: İSG kapsamında 10’dan az çalışana verilecek destek ödemelerinde herhangi bir ödeme yapılmadığı , esnafımız tarafından ifade edilmektedir. Ödemelerin ne zaman başlayacağı konusunda net bir tarih verebilir misiniz? Ödeniyorsa şu ana kadar Ankara ilimizde ne kadar ödeme yapılmış, kaç esnaf ve sanatkârımız yararlanmıştır?


Kasım ÖZER: Destek ödemesi yerine mahsuplaşma yapılıyor. Eğer ki esnafımız sözleşmesini SGK’ya ibraz etmemiş ise bununla ilgili bir iş veya eylem yapılmaz. Durup dururken bu ödeme yapılmayacak. Ödemenin şartı; orada çalışan sayısına göre aldığı sözleşmeyi SGK’ya ibraz edecek, SGK onu mahsuplaşacak ve bir sonraki sigorta döneminde Meslek Hastalığı İş Kazası Primini yüzde 2 değil de yüzde 0,4 alacak, yani yüzde 1,6’sını ödemiş sayacak. Dolayısı ile para ödemesi yok.


Erdoğan ÖZEN: Esnaf ve sanatkârlarımız açısından en önemli sorunlardan biri de esnafımız ile İSG uzmanlarının asıl görevlerinden ziyade parasal boyutunun öncelikle gündemde olmasıdır. İşyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanlarının paralarını doğrudan bir fon vasıtası ile direkt ortak sağlık güvenlik birimlerine ödenmesini sağlayacak bir sistem geliştirilebilir mi? Esnaf ve Sanatkârlarımız için ayrılan destekleme ödeneği rehabilite edilerek bu sisteme dönüştürülebilir mi?


Kasım ÖZER: Bu sistemi Almanya yapıyor, ama şöyle yapıyor. Almanya da iki tane denetim kurumu var. Biri Çalışma Bakanlığı Müfettişleri diğeri ise Alman Kaza Sigortası Sandığının Denetim Elemanları var. Lakin iş güvenliği uzmanı ve iş güvenliği hekimi gene var ve yine işverenden ücretlerini alıyorlar.


'İş güvenliği uzmanının görevi rehberlik etmektir'
İş güvenliği uzmanın görevi işverene noksanlarını yaptırmak, bunu yapacaksın demek değil, iş güvenliği uzmanının görevi işverene anlatmak ve tanıtmak yani rehberlik etmektir.
Ben hep şunu söylerim, işvereni mümkünse ikna edeceksiniz, yardımcı olacaksınız. Eğer ki yardım istemiyor ise iş güvenliği uzmanı açısından yapacak bir şey yok ama işveren ileride sonuçlarına katlanmak zorunda kalabilir. İş güvenliği uzmanı sadece eksiklerini bildirecek o kadar. Sadece bunları yaparsanız sizin iyiliğinize yapmaz iseniz sizin zararınıza olabilir diyecek. Bunu yaparken de işvereni korkutmayacak, ürkütmeyecek.


Erdoğan ÖZEN: İlimizde 200 civarı ortak sağlık güvenlik birimi (OSGB)  kurulumuna izin verilmiştir. Aynı iş için Ortak Sağlık Güvenlik Birimi (OSGB) firmalarından alınan fiyatlarda büyük farklılıklar vardır. Kalite düzeyi de bu rekabetten dolayı farklılık arz edebilmektedir. Fiyatlar konusunda bir taban ve tavan fiyat belirleyecek misiniz? Esnaf ve Sanatkârlarımız OSGB’den hizmet satın almak istediklerinde sizce nelere dikkat etmelidir?


Kasım ÖZER: Fiyat her zaman için bir belirleyici unsur olmayabilir, önemli olan hizmetin kalitesini aldıktan sonra görmektir. Yani on lira veya adam başına beş lira verin ben kâğıt ortamında işinizi hallederim yaparım diyen birinden işveren her zaman uzak durmalıdır. Çünkü boşa giden bir para veriyor. Yani müfettiş geldiği zaman sadece benim iş güvenliği uzmanım ve işyeri hekimim var demen seni onların mevcut olmasından kurtarır, ama diğer bilmediği eksikleri nasıl kurtaracak veya bir kaza olduğu zaman kendini nasıl savunacak. Bir yandan beş lira veriyorsunuz boşa gidiyor, diğer yandan on lira veriyorsunuz hizmet alıyorsunuz. Bunu sözleşmeyi yaparken şart koşmak lazım ve bir iş programı izlemek gerekir. Ucuz etin yahnisi yavan olur. Tabi çok para vermenin de garantisi yok, burada işimizi takip edeceğiz. Bizim işimizi görüyor mu veya bizi bilgilendiriyor mu bu kişi, olay budur. Ama bizim herhangi bir alt limit veya üst limit belirleme gibi düşüncemiz yok.


Erdoğan ÖZEN: Sayın Genel Müdürüm, son olarak eklemek istediğiniz herhangi bir husus var mı? Esnaf ve Sanatkârlarımızın mevzuattan veya uygulamalardan kaynaklanan sorunlarının çözümü noktasında mesajınız ne olacaktır?


Kasım ÖZER: Bizim genel müdürlük olarak, bakanlık olarak hep söylediğimiz şu; biz insanların çalışma hayatını kolaylaştırmak ve onları zararlı etkenlerden yani iş kazasından, meslek hastalığından vb. etkenlerden korumak için mevzuat yapıyoruz. Daha uzun soluklu üretim yapabilsinler diye. Sürdürülebilirliğin sağlanması için yapıyoruz mevzuatları yoksa insanlarımızın elini ayağını bağlayalım, işini zora sokalım, çalışamaz hale getirelim diye değil. İşverenlerimizde bu mevzuatların kendileri için faydalı olduğunu bir kere peşin peşin kabullenmeli. Kendisi görmeyebilir faydasını veya anlayamayabilir, ama bu mevzuatlar, bu kurallar, acı tecrübeler sonucunda veya teknolojinin getirdiği yeniliklere hem adapte olmak hem de teknolojinin getirdiği zararları bertaraf etmek için. Ben şunu söylüyorum. Çalıştırdığınız insanlar üzerinde kul hakkı var ve bu kul hakkını ödemeniz için kişilere hayatlarını koruyabilecekleri bir ortam sağlamak zorundasınız. Yani çalışanınız iş yerine sapa sağlam gelmişse, işyerinizden sapa sağlam ayrılmak zorunda. Ama aynı şekilde çalışanlara da diyorum ki; size ekmek veren işveren üzerinde de kul hakkı var. Onlar da işverenin dediğini yapmalı. Kurallara uymak da bunu ödeme şeklidir. Taraflardan birisi sağlıklı bir ortamı oluşturmakla mükellef, diğeri de o sistemi bozmamak ve kurallara uymakla mükellef. Bu ikisi yan yana geldiğinde inanın kaza olmuyor.


Erdoğan ÖZEN: Bize vakit ayırdığınız için teşekkür ediyoruz. Esnaf ve sanatkârlarımız gerçekten çok zor şartlarda ayakta kalma mücadelesi vermektedir. Esnaf ve sanatkârlarımız; 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununa duyarsız olmamakla birlikte, önemli oranda endişeye sahiptir ve mevzuattan ve uygulamadan kaynaklanan belirsizliklerin bir an önce düzeltilmesini beklemektedir. Bizim bu konudaki talebimiz Kanuna bağlı olarak çıkartılan yönetmelik ve tebliğlerin kamuoyunda ilgili taraflarca yeterli derecede tartışılıp, değerlendirilerek çıkartılmasıdır. Sizin de söylediğiniz üzere asıl önemli olan ilk denetimde yüksek cezaları uygulamaktan ziyade, kurumunuz müfettişlerince de esnafımıza yol göstermek ve rehberlik yapmak daha önemli olarak görülmelidir.
Tekrar teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılar diliyoruz.


Kasım ÖZER: Biz de esnaf ve sanatkârlarımızın ne zor şartlar altında çalışıp, üreterek topluma ve ailesine katma değer yaratmaya çalıştığının farkındayız. Amacımız, önce onların sağlığı, önce onların iş güvenliği. Onların akşam olduğunda evlerine sabah çıktıkları gibi sağ salim dönmeleri. Bütün gayret ve çabalarımız bunun içindir. Ben de sizlere esnaf ve sanatkârlarımıza ulaşmamda, mesajlarımı onlara iletmemde yardımcı olduğunuz için çok teşekkür ediyorum. Esnaf ve sanatkâr kardeşlerimize sağlıklı ve güvenli günler diliyorum. Hepinize sevgi ve saygılarımı sunuyorum.